11 Şubat 2012 Cumartesi

HERAKLESİN ON İKİ İŞİ

Herakles, yunan mitosunun ulusal kahramanlarındandır. Yunan ve Latin mitos yazarlarını çokça etkilemiştir. İnsanın doğayla mücadelesinde kazananı simgeler ve doğanın insanlığa açtığı felaketlerin önüne geçmesiyle bilinir. Herakles gücün simgesidir. Tanrı onu iyilik yapması için cezalandırmıştır. Köledir, insafsız bir efendinin emrinde çalışmaya zorunludur.
Etimolojik olarak Herakles adı dedesi Alkaios’ tan gelir. Herakles adı Hera’nın ünü anlamına gelir aynı zamanda heros yani kahraman da demektir.
Herakles’ in anası Alkmene, babası ise ölümlü Amphitryon’ dur.Alkmene gebe kaldığında tanrıça Hera kadına karşı büyük bir kıskançlık beslemeye başlar. Herakles daha doğmadan tanrıça Hera’ nın gazabına uğramaya başlamıştır.
Herakles iyi bir eğitim alır; araba kullanmasını, ok atamasını, güzel saz çalmasını öğrenir. Delikanlılık çağına geldiğinde güçlü ve yakışıklıdır. On sekiz yaşındayken Amphitryon’ un sürülerine göz kulak olurken Thespios ülkesinde korku salan Kithairon aslanını öldürür. Thespios da buna ödül olarak elli kızıyla yatmasını sağlar Herakles’ in. Avdan her gece yorgun dönen Herakles yatağına giren kızların her birinin başka olduğunu ve bu kızlardan elli oğlu olduğunu  anlamaz.
Bundan başka Thebai’lileri haraca bağlayan Erginos’ la dövüşüp onu da öldürünce Thebai kralı Kreon kızını Herakles’ e verir. Bu kadından da çoçukları olur. Fakat Hera günün birinde Herakles’ i delirterek kendi çoçuklarını bir bir öldürtmüştür. Herakles aklı başına gelince, Thespios’ un yanına sığınarak kendini suçlarından arındırmıştır. Fakat Hera bununla da yetinmemiş kahin Pythia aracılığıyla Herakles’ in Eurystheus’ un hizmetine girmesine neden olmuştur. Böylece yunan mitosunda önemli bir yer tutan Herakles’ in on iki işi doğmuştur. Herakles suçlarının kefareti olacak bu on iki yıllık işi başarırsa ölümsüzlüğünü kazanacaktır.
Herakles on iki işini gücü ve yanından ayırmadığı topuzuyla başarmıştır.
Nemea aslanı: Nemea bölgesini kasıp kavuran aslanı elleriyle boğup, postunu kendine zırh etmiştir.
Lerna ejderi: Dokuz kafalı bir yılan olan ejderin zehirli kafalarını bir bir kopararak ejderin ölümsüz olan kafasını da kocaman bir kayanın altına gömmüştür.
Erymanthos yaban domuzu: Erymanthos dağında korkunç bir domuz varmış. Eurystheus bu domuzun kendisine getirilmesini buyurmuş. Herakles de domuzu bir ağa sarıp Eurystheus’ a teslim etmiş.
Kyreneia geyiği: Altın boynuzlu, tunç ayaklı geyiği bir yıl kovalamış ve sonunda Eurystheus’ a teslim etmiştir.
Stymphalos gölünün kuşları: Gagaları pençeleri tunçtan ve insan etiyle beslenen bu kartalları Herakles oklarla vurarak öldürmüştür.
Augias’ ın ahırları: Elis kralı Augia’ın ahırları üst üste yığılan gübrelerden kullanılamaz olmuş. Herakles de Alpheis’la Peneios ırmaklarının yataklarını değiştirerek ahırı temizlemiş.
Girit boğası: Girit ekinlerini yok eden boğa ülkeyi açlıkla karşı karşıya bırakınca Herakles boğayı boynuzlarından yakalayıp Yunanistan’ a götürmüş.
Diomedes’ in atları: Trakya kralı Diomedes’in insa eti yiyen atları varmış. Herakles Diomedes’le dövüşüp onun ölüsünü atlarına yedirir.
Amazonlar kraliçesi Hippolyte: Admete herakles’ ten amazonlar kraliçesi Hippolyte’ nin büyülü kemerini ister. Herakles bu büyülü kemeri almak için amazonlar kraliçesini öldürmek zorunda kalır.
Geryoneus’ un sürüleri: Herakles Geryoneus’ u ve sürülerin bekçilerini öldürerek sığırları alıp götürür. Galya, İtalya ve Trakya yoluyla Yunanistan’ a dönerek sürüleri Eurystheus’a verir.
Batı kızlarının altın elmaları: Hera’ nın Zeus’la evlendiğinde düğün hediyesi olarak aldığı büyülü elmalar Batı kızlarının bahçelerinde bir ejder tarafından korunmaktaydı. Herakles elmaları gizlice alarak Athena’ ya adar.
Kerberos’ un ölüler ülkesinden kaçırılması: Herakles’ in başardığı en zor iştir. Hermes ve Athena’ nın yardımıyla yer altı ülkesine iner orada bağlı olan Theseus’ u kurtarır ve Kerberos köpeğini alıp yeryüzüne kaçırır.
Bunlar Herakles’ in on iki işidir.
Kahramanlığın sembolü olan Herakles hem kahraman hem de tanrı olarak tapınım görmüştür.
Herakles’ in adı birçok destanda şiirde ozanlarca tragedyalarda işlenmiştir

BİR DELİLİK SANATI SÜRREALİZM

Sürrealizm; var olanla düşün, rüyalarla hipnozun, bilinçaltının resme sokulması. Sanatta aşırı zekanın yaratıcılığın simgesi
 ‘’ Her şeyi bırakın. Dadayı bırakın. Karınızı bırakın… Yollara düşün.’’  der sürrealizmin fikir babası  Andre Breton.
Sürrealizm Avrupa’ da filizlenmeye başladığında dünya savaşı yaşanıyordu.  Savaşıp da askerliği  bırakan  ya da savaştan uzak durup İsviçre’ de yani tarafsız bölgede yaşayan şair, ressam ve düşünürler Fransa’ ya, Paris’ e doğru akın etmişlerdi. 1920- 1921 yıllarında Paris, sanatsal düşünsel hayatın merkeziydi. Birçok sanatçı sanatı için bu şehre koşuyordu.
Andre Breton’ un Gerçeküstü bildirgesi, La Revolution Surrealiste ( Gerçeküstü Devrim ) dergisinin kurulması, Gerçeküstü Araştırmalar Bürosu ve pek yetenekli, öncü sanatçılarla 1924 senesi Sürrealizmin ( gerçeküstücülük) resmi  döneminin başlangıcıdır.
Philippe Soupault, Paul Eluard, Ducamp, Tristian Tzara, Max Ernst, Joan Miro, Salvador Dali akımın sanatçılarından bazılarıdır.
Sürrealizm in ünü kısa zamanda Paris’e ve diğer ülkelere yayılmıştır. Akımın sanatçıları toplum tarafından çoğu zaman hayretle ve ilgiyle karşılanıyordu. Akım çok açıkça ifade edilen zekanın ve yaratıcılığın simgesi haline gelmişti. Resme her şey dahil olabiliyordu. Kağıt parçası, hasır, ahşap vs.
Sürrealizmin ilk sergisi 1938 Ocağında Paris  Galerie Beaux-Arts’ ta açılmıştı. Sergi bin bir çeşit tuhaflığı, cinselliği, gerçeküstücülüğü barındırmaktaydı.
Sürrealist  sanatçılar ilginin merkezindeydi. Akımın sanatçıları düşünsel yönden de toplumda yer almışlardır. Çoğu komünist olan sanatçıların toplantıları sanat izleyicileri tarafından takip edilmekteydi.
Paris sergisinin ardından Fransızlarla Nazilerin savaşı patlak vermiş  ve sürrealist grup dağılmıştır. Nazilerce hoş karşılanmayan sanatçılar Paris dışına yerleşmek zorunda kalmıştır. Fakat bundan sonra 1940 senesinde Meksika’ da düzenlenen sergide,  akımın sanatçıları yeniden bir araya geldiler.
1942’ de savaş kurbanlarına yardım amacı ile New York’ ta Breton ve Duchamp tarafından Gerçeküstücülüğün İlk Belgeleri sergisi açılmıştır. Bu serginin kataloğunda akımın fikir babası Breton’ un şu notu dikkat çekicidir:
‘’La cause surrealiste, dans l’art comme dans la vie,esl la cause meme de la liberte’’ (gerçeküstücü dava, hayatta olduğu gibi sanatta da, apaçık bir özgürlük davasıdır.) Breton, sanatın hayatla kopmaz, önlenemez bağlarını serginin kataloğunda duru bir şekilde ortaya koymuştur.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Sürrealist sanatçılar, yeniden Paris’ e doğru yola koyuldular. Fakat bu kez sayıca azalarak ve fikir ayrılıklarına düşerek… Sürrealistler savaş sonrası eski  görkemini yitirmiştir. Yaşamını yitiren kimi sanatçıların yerini Jean Benoit, Jean-Claude Silberman gibi sanatçılar doldurdu. Fakat bu sanatçılarla Sürrealizm yön değiştirerek farklı yollara evrildi. Fakat hiçbir zaman akım son bulmadı.
Sürrealizm  resim ve heykelin dışında daha başka sanatlarda da varlığını korumuştur. Müzik ve dansın yanı sıra modern sinemada da sürrealist etkiler yaşanmıştır. Örneğin Bergman, Pasolini, Fellini, Antonioni gibi büyüleyici Fransız yönetmenler …
Man Ray’ in Deniz Yıldızı (1928), Salvador Dali ile Luis Bunuel’ in Bir Endülüs Köpeği (1928), Bunuel’ in Viridiana (1961) adlı filmleri dikkat çekicidir.
Sürrealizm resim ve edebiyatla içiçie, birbirini destekleyen ve besleyen  iki sanat dalı olma özelliği açısından önemlidir. Örneğin ressam Salvador Dali ve şair Paul Eluard’ ın dostluğu sürrealist sanata önemli yapıtlar katmıştır.
Ve akıma fikir açısından ilham kaynağı olan filozof Sigmund Froyd öğretileriyle akım sanatçılarına ilham kaynağı olmuştur. Salvador Dali’ nin resimlerine hakim olan rüyalar Froyd’ la arkadaşlık kurmasının ortak noktası olmuştur.
Kendine çok fazla özgü, yoğun ve ciddi, yirminci yüzyıla damga vuran bir akım olan sürrealizm,  günümüzde de asıl varlığından değişerek etkilerini  sürdürmeye devam etmektedir.

TÜRK MİTOLOJİSİNDE RENKLER

Türk kültüründe renklere birçok alanda çeşitli anlamları ifade etmesi açısından başvurulmuştur. Genel olarak bakıldığında renkler daha çok yönsel açıdan kullanılmıştır. Çeşitli konular renklerle simgeleştirilmiştir. Renkleri ve onlara yüklenen anlamları şu şekilde sıralayabiliriz.
Siyah
Siyah, günümüzde de bundan öncesinde de Türklerde ve birçok toplumda olumsuz anlamları ifade etmek için kullanılmaktadır. Siyah, belirsizlik, boşluk, sonsuz karanlık, üzüntü, kötülük, ölüm, yas, karmaşa, şeytan vb. gibi birçok şeyle simgeleşmiştir.
Türklerde kara renk, yönsel açıdan kuzeyi temsil eder. Kuzeyde yaşayan topluluğu vurgular. Türklerdeki karakış deyimi de zor geçen kışı ifade eder. Böylece siyaha ‘güçlü, kuvvetli’ anlamı verilmiştir.
Altaylı Şamanistlerde kötü ruh siyahla temsil bulur. Şamanlar da kara şaman ve ak şaman olarak ikiye ayrılmıştır. Şamanizmde yer altı dünyası kara ile ifade bulur. Ve ölümün, yasın rengidir.
Dede Korkut hikayelerinde yas olan evler ‘karalı göklü otağ’ şeklinde tasvir edilmiştir.
Kırmızı
Kırmızı, güneşin, ateşin, aşkın, hakimiyetin anlatılmasında kullanılmaktadır.
Yön olarak güneyi ifade eder. Kudret, güç, iktidar, şiddet ile simgeleşmiştir.
Türklerin ateşe saygısından dolayı da önemlidir. Ateş kırmızı ile ifade edilmektedir.
Düğün, gerdek rengi olarak da kullanılır.
Savaşın, zaferin rengidir.
Mavi
Genellikle olumlu anlamlar barındırır. Gökle ilgili renktir. Gök tanrı ve gökte olduğuna inanılan ruhlarla ilişkilendirilir. Aklın, sağduyunun, sadakatin ve erdemin simgesidir.
Beyaz
Beyaz genel olarak saflığın ifade edilişinde kullanılan renktir. Aydınlık, ferahlık, temizlik, sadelik, kutsallık anlamları içerir.
Beyaz, ruhun bedene karşı üstünlüğüdür. Soylulukla özdeştir.  Soyun ak olması ve ruhun soyluluğu beyaz ile ifade edilir.
Yeşil
Doğayla ilgili renktir. Daha çok ağaç, orman kültü ile ilgilidir.
Yeşil sözcüğü, yaşıl’ dan türemiştir. Kökü yaş’ tır ve yaş da genç anlamına gelir. Ağaç yaşken eğilir atasözü buradan gelir.
Doğanın canlanması anlamına da gelen yeşil, yeniden doğuş, umut anlamları da içermektedir.
Sarı
Güneşle özdeşleşmiştir. Toprağın rengidir. Akıl, zekilik, duyumculuk anlamları barındırır.
Koyu sarı ise olumsuz anlamlar içerir. Örneğin; fesatlık, hıyanet, vefasızlık, hırs vb. gibi.

OSMANLI SANATINDA MİNYATÜRÜN TARİHSEL GELİŞİMİ VE KONULARI

Minyatür,  yazma eserlerde anlatılan olayları görselleştirmek için hazırlanan kitap resimleridir. Türkçe’ ye Batı dillerinden girmiş olan minyatür,  Latince miniare kökünden türetilmiştir.  Osmanlı dönemi kaynaklarında minyatür yerine tasvir veya nakış sözcüklerinin de kullandığını görülmektedir.
Osmanlıda minyatürlü yazma eserler,  saray zevkini yansıtması açısından önemli bir sanat koludur. Osmanlı minyatürü, Yavuz Sultan Selim’ in tahta çıkmasıyla (1512-1520) verimli bir sürece girer ve bu süreç  Kanuni Sultan Süleyman döneminde de ( 1520-1566) devam eder.  II. Selim (1566-1574) ve özellikle III. Murad döneminde (1574-1595) en verimli çağına ulaşan Osmanlı minyatürü,  bu dönemde klasik üslubuna kavuşmuştur.  III.  Murad şairlik ve hattatlığının yanında, resimli eserler hazırlayan sanatçılarla ilgilenmiş, onların hiçbir masrafından kaçınmamıştır.  Osmanlı minyatürü bu dönemde özgün,  gerçekçi ve yalın bir anlatıma sahiptir. Klasik üslubun çözülüşü ise II.  Osman dönemine (1618-1622) denk gelir.
Osmanlı İmparatorluğu dünyada önemini yitirmeye başladığı XVIII.  ve XIX. yüzyıllarda Batının üstünlüğünü kabul etmiş,  bu dönemde ticari hayatı ele geçiren Fransızlar sosyal hayatta da etkili olmaya başlamışlardır.
Resimli kitapların konularına göre ayrılışı, edebi,  tarihi,  silsilname,  surname,  peygamberler tarihi - tasavvuf, bilim şeklindedir.
Konusu edebiyat olan minyatürlü eserler,  XV.  yüzyıl sonlarından başlayıp,  VXII.  yüzyıla kadar sürmüştür.  Yazı dili Türkçe ve Farsça’ dır.
XV.  yüzyılın ikinci yarısında,  Ahmedi’  nin İskerdername’si,  II.  Bayezıd döneminin sevilen şairleri Şeyhi’  nin Hüsrev ü Şirin’ i, Emir Hüsrev Dehlevi ’nin Hamse ’si ve Hamdi’ nin Yusuf u Züleyha eserleri dönemin minyatürlü  yazma eserleridir.
XVI.  yüzyılın ilk yarısında da edebiyat eserlerinin resimlendirilmesi sürmüştür.  Örneğin,  Firdevsi ’nin Şahname’ si önemli bir eserdir.
XVI.  yüzyılın ikinci yarısında eserlerde çeşitlilik önemlidir. Fuzuli ’nin Divan’ ı, Mevlana Celaleddin Rumi ’nin Mesnevi’ si  dikkat çekicidir.
XVIII.  yüzyıl edebiyat konulu yazma eserleri son derece azdır.  III.  Selim’ in şiirlerinin tahmislerini içeren Divan- ı İlhami dönemin önemli minyatürlü eserlerindendir.
Konusu tarih olan minyatürlü yazmalardan Şehnameler,  dönemin tüm özelliklerini günümüze aktardıkları için önemli tarihi belgelerdir.  Şehnameler,  padişahların yaşamını,  siyasi iktidarlarını anlatan minyatürlü  kitaplardır.  İranlı ünlü şair Firdevsi ’nin Şahname’ si  Osmanlı Hanedanlığının kudretini görselleştiren eserlere misal olmuştur. Şehnamecilik,  Kanuni döneminde (1520-1566) resmileşmiş ve IV. Murad dönemine (1623-1640) kadar aralıksız sürmüştür.  Fakat  XVII.  yüzyılın ikinci yarısında önemini yitirmiş ve 1663 yılında şehnamecilik kaldırılmış ve yerini resmi devlet tarihçiliği almıştır.
Fatih Sultan Mehmed döneminde ilk şehname olan Tevarih- i Ali Osman,  Şehdi tarafından kaleme alınmıştır.  II. Beyazıd döneminde (1481-1512) 1484- 85 yıllarını konu alan Şehnami Melik- i Ümmi hazırlanmıştır.  Arifi’nin yazdığı beş ciltlik şehname ise,  Osmanlı minyatürünün bir imparatorluk sanatı haline gelişinin en önemli örneğidir.
Şehnamecilik kurumu en verimli dönemini II. Selim  (1566-1574) ve II. Murad ’ın (1574-1595) taht yıllarına rastlar. Klasik Osmanlı üslubunun da dönemidir.
XVII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı imparatorluğundaki siyasi ve sosyal değişimler tarih ressamlığının önemini yitirmesini getirmiştir.
Minyatürlü yazmalardan konusu Surname olan eserler sünnet düğünü şenliklerinin anlatıldığı eserlerdir ve ilk kez III. Murad döneminde (1574-1595) hazırlanmıştır.  Surname- i Hümayun adlı eser,  III.Murad ’ın şehzadesi Mehmed’ in 1582 ’deki sünnet düğününü görselleştiren ve surname yazımını da başlatan ilk eserdir.
Zübdetü’ t Tevarih ise 1583 yılında hazırlanan peygamberler tarihiyle ilgili ilk minyatür eserdir.  XVII. yüzyılın ilk yarısında Piri Reis’ in Kitab- ı Bahriye’sinden yararlanılarak hazırlanan atlaslar ve 1567 tarihli Ali Macar Reis Atlası Osmanlı sanatının önemli bilim konulu minyatürlerindendir.




YUNAN MİTOLOJİSİNDE İKTİDAR MÜCADELESİ

Yunan mitolojisinde evrende önce Kharos (boş uzam, boşluk, kaos) vardı. Khaos’ tan Yerküre/Toprak (Gaia) doğdu, sonra Gökyüzü (Uranos) sonra dağlar  ve en sonra da Deniz (Pontos)…
Kharos, ayrıca, derinliklerin sisi Erebos’ u, cehennem karanlıkları ile Gece’ yi (Nyks) de yarattı. Gece’ den de dişil bir tanrısal varlık olan Gündüz (Hemera) doğdu…
Gaia ile Uranos’ un birleşmesinden canavar varlıklar doğdu. Bu canavarlar yıkıp, yok eden güçlerin temsilcileri oldular.
Gaia, Uranos, dağlar, Pontos, Nyks, Gündüz’ den sonra, yani evrenin oluşumu tamamlandıktan sonra, Titanlar doğdu. Titanların doğuşuyla evrende theogonia yani tanrıların doğuşu başladı. Titanlar erkek ve dişildirler. Erkek Titanlar; Okeanos, Koios, Krios, Lapetos, Hyperion ve Kronos’ tur. Dişil Titanlar ise; Thia, Themis, Mnemosyne, Phaibe ve Teths’ tir.
Gaia ile Uranos’ un birleşiminden, alnının ortasında tek gözlü ve çok güçlü olan Kyklopslar doğdu. Bunların isimleri; Bronte (Gök Gürültüsü), Steropes (Yıldırım) ve Arges (Şimşek)’ tir.
Gaia’ nın son doğurduğu üç varlık, Hekatonkheirler ya da Yüz Kollular’ dır. Bunların isimleri; cezalandıran anlamına gelen Kottos, güçlü anlamına gelen, Briareos ve çok kollu bacaklı anlamına gelen Gyes’ tir. Bunlar kibirli, sert, öfkeli ve yüz kollu, elli başlı devlerdir.
İlk tanrısal çift olan Gaie ve Uranos’ un birleşiminden doğan oğullar Uranos’ un nefretiyle doğar doğmaz toprağa gömülüyordu. Uranos’ un öfkesinin sebebi, doğan oğulların egemenlik kavgasına girmek isteyecek olmasıydı. Bu sebeple, doğan her oğul, toprağın altına konulup, gün ışığı görmeleri yasak bir halde yaşıyorlardı. Fakat Gaia, Uranos’ un bu yasağından üzüntü duymaktaydı. Demirden bir orak yapan Gaia bunu oğullarından biri olan Kronos’ a verir. Gaia ile cinsel birleşme yaşayacağı anda Kronos, babası Uranos’ un hayalarını kesip arkasındaki Aigaion Pelagos (EgeDenizi)’a atar. Kranos, babasını erkeklikten yoksun bırakarak birincil kuşak tanrıların egemenliğine son vermiş ve ikinci kuşağı başa getirmiştir. Antik Yunan’ ın çok önemli ozanlarından Hesiodos, Kronos için şunları yazmıştır:
Bunlardan sonra Kronos geldi dünyaya,
O art düşünceli tanrı,
En belalısı Toprakoğullarının,
Ve Kronos diş biledi yıldızlı babasına.
Kronos’ un, babası Uranos’ un hayalarını kesmesi tanrı kuşakları arasındaki ilk çekişmedir. Uranos’ un erkeklik organından akan kanlardan Erinys’ ler ve spermasından da Aphrodite doğmuştur.
Kronos,  Rheia ile birleşir ve Rheia ona üç erkek ( Hades, Poseidon, Zeus) , üç kız (Hestia, Demeter, Hera) doğurur. Kronos da babası gibi egemenlik korkusuna düşüp, doğan oğullarını yemeye başlar. Fakat Rheia da tıpkı Gaia gibi bu duruma daha fazla razı olmak istemez. Gebe kaldığını anladığında Arkadia’ daki Lykeion Dağı’ na gider ve orada Zeus’ e doğurur. Zeus büyükannesi Gaia tarafından Girit’ e götürülür ve orada birer Nymphe (gelin, dişil tanrısal varlıklar) olan Adrasteia ile Io’ ya emanet edilir. Zeus büyüdüğünde babası Kronos’ a diğer kardeşlerini kusturur, sonra da Uranos’ un yeraltına kapattığı devlerden gökgürültüsü, şimşek ve yıldırımı aldıktan sonra Olympos tanrılarının egemenliğini kurmaya başlar. Bunun için Titanlarla savaşır ve yüz kollu devlerin yardımıyla bu savaşı kazanır. Evrende yetkileri paylaştırır, buna göre; kendine göğün ve yerin krallığını alır, kardeşi Poseidon’ a denizi, diğer kardeşi Hades’ e ise yer altı ülkelerini verir.
Zeus tanrıların en büyüğü, tanrıların babası olarak adlandırılır. Tüm krallar ‘diotrephes’ yani, Zeus’ tan doğma, Zeus’ tan yetişmedir.
Son olarak doğuşu ile ilgili süreci Hesiodos Theogonia’(tanrıların soylarını anlatan kitap) da şöyle anlatır:
Rheia Kronos’un yatağına girince
Şanlı evlatlar doğurdu ona:
Hestia, Demeter, altın sandallı Hera
Ve güçlü Hades, yerin altında oturan,
Toprağı sarsan, uğultulu tanrı Poseidon,
Ve temkinli Zeus, tanrıların ve insanların babası,
Yıldırımları yeryüzünü titreten.

Ama koca Kronos yiyordu ilk çocuklarını
Analarının kutsal karnından çıkıp da
Dizleri üstüne oturdukça her biri.
Korkuyordu Uranos’un mağrur torunlarından biri
Ölümsüzler arasında kral olacak diye.
Gaia ve Uranos bildirmişlerdi ki ona
Ne kadar güçlüler güçlüsü de olsa
Kendi oğluna yenilmekti kaderi.
Buydu çünkü Zeus’un istediği.
Onun için gözü pusudaydı her zaman,
Doğan çocuklarını yiyordu birer birer
Ve Rheia sonsuz yaslar içindeydi.
Ama Zeus’u dünyaya getirdiği gün
Yalvardı Toprak’a ve yıldızlı Gök’e
Gizli doğurabilsin diye çocuğunu,
Öcünü alsın diye babasının
Ve hain Kronos’un yediği bütün çocukların.
Anası babası dinlediler kızlarını
Ve bildirdiler ona Kader’in ne hazırladığını
Kral Kronos’a ve coşkun yürekli oğluna.

Sonra bereketli Girit’te Lyktos’a götürdüler onu,
Son oğlu büyük Zeus’u doğuracağı gün.
Ulu Toprak tanrıça aldı çocuğu
Besleyip yetiştirmek için koca Girit’te;
Hızlı gecenin karanlıklarından yararlanıp
Diktos tepelerine götürdü onu,
Sık ormanlarla kaplı Aigaion eteklerinde
Kutsal toprağın gizli derinliklerinde
Ulaşılmaz bir mağaraya sakladı onu,
Sonra koca bir taşı bezlere sarıp
Verdi göklerin güçlü oğlu Kronos’a,
O da yakalayıp iki eliyle taşı
Yuttu indirdi uğursuz midesine,
Anlamadı yuttuğunun bir taş olduğunu,
Oğlununsa dipdiri kaldığını,
Ve az sonra yenilmez, baş olmaz gücüyle
Babasının hakkından geleceğini,
Onu tahtından atıp yerine geçeceğini,
Ölümsüzlerin kralı olacağını.